Yaşam

Kehf suresinin anlamı nedir? Arapça ve Türkçe telaffuz

Kehf süresi nedir? Kehf mühlet ne zaman ve nerede nazil olmuştur? Kehfin sonu kaç ayettir? Kehf dönemi ne anlatıyor? Kehf mühletinin okunuşu, anlamı ve yorumu nedir? Deccalin şerrinden korunmak için okunması tavsiye edilen Kehf suresi ile ilgili her şeyi bu içeriğimizde bir araya getirdik.

Kahf Dönemi Türkçe tercümesi

Kur’an-ı Kerim’in 18. Dönemi. Kehf Suresi
Mekke döneminde nazil olmuştur. 110 ayettir. Mağaraya sığınan insanlardan da bahsedildiği için bu ismi almıştır. 28. âyetin Medine döneminde nazil olduğu rivayet edilir.
Allah’ın, Rahman ve Rahim’in adıyla

Kehf Suresi

Mekke döneminde nazil olmuştur. 110 ayettir. Mağaraya sığınanlar Adından söz edildiği için bu adı almıştır. 28. ayet Medine döneminde indirildiği rivayet edilir.

Allah’ın, Rahman ve Rahim’in adıyla

1-2-3-4 . Hamd Allah’a mahsustur, kulu (Muhammed) ne yazık ki )a, içinde herhangi bir eğrilik olmayan ve sağlam bir motto olarak bu Kitap; Kendi tarafından gelecek şiddetli bir azapla hem (kâfirleri ve günahkârları) korkutsun, hem de salih amel işleyen müminlere (en) hoş mükafatı (ve) cennette ebedi kalacaklarını müjdelesin. ve ayrıca: “Allah çocukları doğurdu. (Korkutmak) diyenleri uyarmak için indirdi.

5 . (Allah’ın çocuk edindiğini söyleyenlerin) ne kendilerinin ne de atalarının bundan haberleri yoktur. (Bununla birlikte) ağızlarından söz olarak çıkan ne korkunç bir (söz)![1]Söyledikleri (gerçekte) sadece saçmalık!

6 . Eğer onlar bu söze (Kur’an’a) inanmazlarsa, onlardan sonra azaptan neredeyse kendini helâk edeceksin! [bkz. 15/97; 26/3]

7 . Elbette biz, yeryüzündeki şeyleri onun üzerine süs/dekorasyon yaptık. Böylece amel bakımından insanlardan hangisinin daha hoş olduğunu denemek istedik. [bkz. 21/35; 67/2]

8 . And olsun ki, yeryüzünde olanları (bir gün) kuru bir toprağa çevireceğiz.

9 . (Durum böyle iken ey Allah’ın Resulü!) Yoksa hayret verici âyetlerimizden sadece Sahabe ve Rakîm (mağaradaki kitabede isimleri yazılı olanlar) mı sandın?

(Ashab-ı Kehf kıssasının, kuruyan yer ve bitkilerin ihyası kadar ehemmiyet bile taşımadığına işaret edilmektedir.[2]

(Sonraki âyetler (10-29), toplumun olumsuz tutumuna rağmen fıtratı ve inancı gereği olanı yapan gençlerden söz etmektedir.)

10 . O genç yiğitler mağaraya sığınıp: “Ey Rabbimiz! Bize katından bir rahmet ver ve işimizde bize kurtuluş (ve muvaffakiyet) yolu hazırla.” dediler.

11. . Bunun üzerine yıllarca mağarada kulaklarına perde çektik (derin bir uykuya daldırdık). [bkz. 18/25]

12 . Sonra iki taraftan hangisinin (ne kadar uyudukları konusunda tartışarak) zamanı daha iyi saydığını belirtmek için onları uyandırdık.

13 . Biz (şimdi) size onların haberlerini hatasız olarak anlatıyoruz: Şüphesiz onlar, Rablerine iman etmiş yiğit bir takım gençlerdi. Ve onların hidayetlerini (iman kuvvetlerini) artırdık.

14 . Biz o zaman (putlara/put heykellere tapmayı reddederek, Kral Dekyanus’un önünde rol yapmayarak) kalplerini (azim ve metanetle) bağlamıştık.[3] ayağa kalktı ve “Rabbimiz göklerin ve yerin Rabbidir. Biz O’ndan başka hiçbir tanrıya asla kulluk etmeyiz. (Onun sözünü Rabbimiz Allah’ın sözünden üstün tutmayız. Böyle yapmazsak), o zaman haktan uzak (saçma) bir söz söylemiş oluruz.” dediler.

(Kul değil, Allah’a kul olarak hürriyete kavuşmuşlar ve bu uğurda ölerek ölümsüzlüğe ulaşmışlar ve Allah’ın koruması altında dokunulmazlık kazanmışlardır.)

15 . “Bizim bu kavmimiz, O’ndan başka ilâhlar edindiler. Keşke (gerçek olduklarına) bir delil getirseler! Şimdi, Allah’a karşı yalan uydurandan daha zalim kim olabilir?”

16

17 . (Onlar uyurken baksaydın) güneşi görürdün; doğduğunda mağaralarının sağ tarafına meylediyor, battığı zaman sol tarafıyla onları yarıp geçiyordu (dokunmuyordu). Hâlbuki onlar, onun (mağaranın) açık (ve geniş) bir kısmında idiler. Bu, Allah’ın (kendisinden ibret alınacak) âyetlerinden (delillerinden) biridir. Allah kimi doğru yola iletirse artık o hak yolu bulmuştur. Kim de (kendi amelinden dolayı) saparsa, sen ona asla doğru yolu gösteren bir dost bulamazsın.

18 . Uyurken uyanık olduklarını düşünürdünüz. Sağa sola çevirdik (yerde uyumaktan dolayı bası yarası olmasın diye). Köpekleri de iki kolunu (ön ayaklarını) mağaranın girişine doğru uzatmış (yatarak). Eğer ansızın onlarla karşılaşsaydın, muhakkak arkanı dönüp kaçardın ve için için bir korku kaplanırdı.

19 . Böylece Biz onları, aralarında (birbirlerine) soru sorsunlar diye dirilttik (uyandırdık); aralarından bir sözcü: “Ne kadar kaldınız?” söz konusu. “Bir gün veya günün bir kısmı kadar (eğlendik).” dediler. (Diğerleri) dediler ki: “Ne kadar kaldığınızı Rabbiniz daha iyi bilir. Şimdi birinizi bu gümüşle şehre gönderin bakalım hangi yiyecek daha temiz (ve güzel) ve size ondan bir tayın getirecek. Ayrıca, çok nazik (ve dikkatli) olun ve kimsenin (konumunuzu) hissetmesine izin vermeyin!”

20 . “Çünkü seni yakalarlarsa ya taşlarla öldürürler ya da (zorla) din değiştirirler. Bu durumda, asla kaçamayacaksın.”[4]

21 . Allah’ın vaadinin (diriltilmesinin) hak olduğunu ve kıyâmet gününde şüphe olmadığını bilsinler diye (insanları) bu sûrette kendi hallerinden haberdar ettik. Sonunda (kendi aralarında) onlar hakkında ne yapacaklarını tartışıyorlardı. Bazıları şöyle der: “Onların anısına bir anıt dikin. (Gerçek durumlarını bilemeyiz.) Rableri onları daha iyi bilir.” dediler. Galip gelenler (iddiaları) durumlarına göre: “Üzerlerine mutlaka bir mescit yapacağız.” dediler. (Mağara kapısının önüne mescit yapmışlardır.)

22 . (Sahabelerin sayısı hakkında): “Onlar üçtür, dördüncüsü köpekleridir.” Diyecekler; “Beş onların köpeği, altıncı onların köpeği.” Diyecekler. (Bu kelimeler) bilinmeyen hakkında varsayımlarda bulunur[5] / onu atmak içindir. (Bazıları): “Yedidir, sekizincisi köpekleridir.” onlar söylüyor. De ki: “Rabbiniz onların sayısını daha iyi bilir. Onlar pek azdan başkası değildir.[6] bilmiyor Öyleyse onlar hakkında (Kur’an’da açıklanan) tartışma dışında (derinlemesine) bir tartışmaya girmeyin! Bunlar hakkında hiçbirine (fikir) sorma!”

23-24 . Asla, hiçbir şey için, inşallah (Allah dilerse/Allah dilerse) demeden: “Yarın bunu mutlaka yapacağım.” söyleme![7] Unuttuğun zaman da (tekrar inşaAllah) Rabbini an ve de ki: “Umarım Rabbim beni bundan daha doğru (bir) gerçeğe ulaştırır.” ayrıca.

25 . Üç yüz yıl kadar mağaralarında kalmışlar; (bazıları) dokuz (yıl) ekledi.[8]

(Kitap ehlinden bazıları böyle dediler. Allahü teâlâ, onların bu iddiasını şu söz ile reddetmiştir.)

26 . De ki: “Onların ne kadar kaldıklarını Allah daha iyi bilir. Göklerin ve yerin gaybı O’nundur (bilin). Ne güzel görüyor ne güzel işitiyor! Onların (yerde ve göktekilerin) O’ndan başka dostu (ve yardımcısı) yoktur. Hükümdarlığına/hükümdarlığına kimseyi ortak koşmaz.”

27 . (Resûlüm!) Rabbinin kitabından sana vahyedileni oku. O’nun sözlerini değiştirecek kimse yoktur. O’ndan başka sığınacak (yetkili) asla bulamayacaksınız.

28 . Sabah akşam dileklerini isteyerek Rablerine yalvaranlara sabret. Dünya hayatının ziynetini isteyerek, gözünü onlardan (fakir müminlerden) ayırma (onları görmemezlikten gelme). bizi ansın diye kalbini gafil bıraktığımız; Ve işi (daima emirlerimize isyan ve) taşkınlık olan, kendi “ıslığına/heves ve hevesine” uyan kimseye de itaat etme!

(Zengin ve ileri gelen bazı müşrikler, fakir müminleri yanından çıkarması şartıyla, Allah Resulü’ne kavuşacaklarını söylediler. Yukarıdaki âyet bunun üzerine nazil oldu.) [bk. 6/52; 20/16; 68/8-14; 76/24]

29 . De ki: “Hak (bu Kuran) Rabbinizdendir. Artık dileyen iman etsin, dileyen inkâr etsin (kâfir olsun).[9] Muhakkak ki Biz, zalimlere (inkar edenlere), kendilerini (çevrelerini) çepeçevre kuşatan bir ateş hazırladık. Eğer yardım isterlerse (susuzluktan ağlayarak), erimiş maden gibi yüzlerini kavuran su ile yardım edilirler. O ne kötü bir içecektir ve (o ateş) ne kötü bir duruş yeridir!

30 . İman edip salih ameller işleyenlere gelince, biz, amelleri güzel olanların mükâfatını kesinlikle zayi etmeyiz.

31 . İşte onlar için altından ırmaklar akan cennetler vardır. Orada altın bileziklerle süslenecekler ve ince ipekten (altın ve gümüş işlemeli) ve kalın ipekten yeşil giysiler giyecekler. Tahtlara dayanacaklar (oturacaklar). Ne hoş bir ödül, ne hoş bir oturma yeri! [bkz. 25/75-76; 35/33]

32 . (Şu) iki adamı misal ver: Onlardan birine iki bağ ihsan etmiş, etrafını hurmalarla çevirmiş, ortasında da ekin (ve meyve) bitirmiştik.

33 . Her iki bağ da (her yıl) meyvelerini vermiş, eksik bir şey bırakmamış. Ve onların (iki bağın) arasında bir nehir akıttık.

34 . (Başka) serveti de vardı. Bunun üzerine arkadaşıyla sohbetinde: “Benim mal ve servetim seninkinden daha fazla ve çevrem bakımından da (ayrıca) senden daha saygınım” dedi. söz konusu.

35 . (Böylece) o (serveti ile övünen kişi) (inanmaz halde) bahçesine girdi ve nefsine zulmetti: “Bunun asla batacağını sanmıyorum.” söz konusu.

36 . “Kıyametin geleceğini sanmıyorum. Ancak Rabbime döndürülecek olsam, muhakkak bundan daha hayırlısını bulurdum.” dedi.

37 . Kendisiyle konuşan arkadaşı da ona: “Seni (önce) topraktan, sonra bir nutfeden (sperm) yaratan, sonra seni bir adam yapan (Allah’ı) inkâr mı ediyorsun?” dedi.

38 . “Fakat (inanıyorum ki) Allah benim Rabbimdir; Ben Rabbime hiç kimseyi ortak koşmam.”

39-40-41 . “Bahçene girdiğinde, MaşaAllah la force illa billah (Allah’ın dilediği budur, Allah’tan başka güç yoktur!) demeniz gerekmez miydi? Üstelik mal ve evlat bakımından beni sizden aşağı görüyorsunuz. Umulur ki Rabbim bana sizin bahçenizden daha hayırlı bir bahçe verir ve onun üzerine (sizin bahçenize) gökten bir musibet indirir de o, sert, kaygan bir toprak olur yahut suyu çekilir de siz bir daha ölmezsiniz. tekrar alabilir.” [bkz. 57/20]

42 . Muhakkak ki o (kâfirin) malı kuşatıldı (ve mahsulü telef oldu) ve (onu) çardakları çökmüş halde (görerek) avuçlarını (bahçe için) harcadığına sürtmeye başladı ve şöyle dedi: Keşke Rabbime hiçbir şeyi ortak koşmasaydım.” söz konusu. [bkz. 68/17-31]

(Çünkü o, mal ve makamının geçici olduğunu ve bir anda yok olup gideceğini düşünmediği için, Allah’ı hükümdar olarak kabul etmeyerek O’na sığınmıştır. Öte yandan, malına güvenerek kibirlenmiş ve kibirlenmiştir. )

43 . Allah’tan başka ona yardım edecek bir topluluk da yoktu. Dayanamadı (kendini kurtardı).

44 . Böyle bir durumda koruma ve hakimiyet sadece Hak olan Allah’a aittir. O, mükâfat vermede de en hayırlıdır, sonuçlandırmada da yine O’dur.

45 . Onlara dünya hayatının misalini şöyle anlat: O (dünya hayatının hâli), tıpkı gökten indirdiğimiz su ile yerdeki bitkilerin karışması (sulanıp güzelleşmesi) ve sonunda (o bitkilerin) birleşmesi gibidir. kurur) ve rüzgarların savurduğu çöp kırıntılarına dönüşür. Allah her şeye kadirdir. [bkz. 10/24; 39/21; 57/20]

46 . Mal ve oğullar, (geçici) dünya hayatının süsüdür. kalacak iyilikler[10] Öte yandan Rabbinin katında daha hayırlıdır ve ümit edilmeye daha layıktır. [bkz. 3/14; 64/15]

47 . (Düşün ki) o gün dağları aşacağız da yeri apaçık (düz ve çıplak) göreceksin. Biz (o gün) hiç kimseyi bırakmadan herkesi bir araya toplarız. [bkz. 20/ 105-107; 101/5]

48 . (Hepsi) saf saf Rablerine arz edildiler. (Onlara:) “Muhakkak ki, sizi ilk defa yarattığımız gibi (çıplak, çıplak) Bize geldiniz. Ama siz, (sözümüzü) size yerine getirmek için bir süre sınırlamadığımızı mı sandınız?” (denir).

49

50 . Hani onlar meleklere: “Adem’e secde edin” demişlerdi. İblis hariç hemen secde ettiler dedik. Cin(ler)dendi, Rabbinin emrine isyan etti/isyan etti.[11] (Ey insan!) Benim yerime onu ve onun neslini dost mu ediniyorsunuz? Ancak, onlar sizin düşmanınızdır. (Böyle yapmak) zalimler için ne kötü bir ikamedir! [bkz. 2/34; 7/12; 15/28-39]

51 . Ben onları ne göklerin ve yerin yaratılışında ne de onların yaratılışında hazır kıldım. (İnsanları) saptıranları da (kendime) yardımcılar edinmedim. [bk. 17/56; 27/60-64; 34/22-23]

52 . O gün (Allah müşriklere şöyle buyurur): “(Allah’a ibadette, duada ve bağlılıkta bana ortak koştuğunuz) iddia ettiğiniz şeyleri bana ortak edin.” diyor. Çabucak çağırırlar da (onlar) cevap vermezler. Ortalarına ateşten bir ırmak koyacağız. [bkz. 46/5]

53 . Fâsıklar, ateşi gördüklerinde, içine düşecek olanların kendileri olduğunu anlayacaklar da, ondan dönülecek (ve kaçacak) bir yer bulamayacaklar.

54 . And olsun ki Biz, bu Kur’an’da insanlara (ihtiyaç duydukları) her misalleri değişik üsluplarla açıkladık. Ama insan pek çok konuda tartışmacı olmuştur.

55 . Kendilerine doğru yolu gösteren rehber (peygamber ve Kuran) geldiği halde, insanları inanıp Rablerinden mağfiret dilemekten alıkoyan şey, onları inanıp Rablerinden mağfiret dilemekten alıkoyan şeydir. fakat öncekilerin başına gelen âdet olan ilahî (felaket) onların başına gelmesin veya onlar azabın gelmesini (bekliyorlar).

56 . Biz, elçileri yalnızca (cennetle ilgili) müjdeleyiciler ve (azaptan) sakındırıcılar olarak göndermedik. İnkar edenler, hakkı batıl ile çürütmeye (ve ortadan kaldırmaya) çalışırlar. Ayetlerimizden ve uyarıldıkları şeylerden de zevk aldılar.

57 . Kendisine Rabbinin âyetleriyle öğüt verildiği halde onlardan yüz çevirenden ve yaptıklarını unutandan daha zalim kim olabilir? Biz de (bunun için) kalblerinin üzerine, onu (Kur’an’ı) anlamalarına engel olan perdeler ve kulaklarına bir tartı koyduk. Onları doğru yola çağırsan da asla doğru yola gelmezler.

58 . Ama senin Rabbin çok bağışlayıcıdır, çok merhametlidir. Eğer onları (günahları) işlediklerinin hesabını görseydi, onların azabını çabuklaştırırdı. Ancak onlar için (o gün geldiğinde) O’ndan başka sığınacak bir sığınak bulamayacakları bir vakit vardır. [bk. 16/61; 35/45]

59 . Artık (Ad, Semud gibi) zulmettikleri zaman[12] yok ettiğimiz topraklar! Onların yok edilmesi için belli bir süre belirledik.

60 . Bir gün Musa (hizmet etmekte olan) gencine: “İki denizin birleştiği yere (Hızır’a) varıncaya kadar durmayacağım veya uzun süre kalacağım” demişti.

61 . Derken (ikisi) o ikisinin (denizin arasındaki) kavşağına vardıklarında (bir kayanın üzerine sığındılar. Fakat rızıklarından gölete koydukları cansız balıkları unuttular). O da atlamış ve denizde bir çukura doğru yola çıkmış.[13]

62 . (O deniz kavşağından) geçtiklerinde gence (Musa’ya) dediler ki: “Kahvaltımızı getir (ve yiyelim). Bu yolculukta gerçekten çok yorulduk.” söz konusu.

63 . (Genç:) “Bak! O kayaya sığındığımızda (ve dinlendiğimizde), balığı (demeyi) unuttum. Ona söylemeyi unutturan şeytandan başkası değildir. Şaşırtıcı bir şekilde (canlandı) denize girdi.” söz konusu.

64 . (Musa:) “İşte aradığımız bu!” söz konusu. Hızla (ikisi geldikleri yoldan) izlerini takip ederek geri döndüler.

65 . Derken (orada) kullarımızdan bir kul (Hızır) buldular ki, ona tarafımızdan bir rahmet (vahiy) verdik ve ona tarafımızdan bir ilim öğrettik.

66 . Mûsâ ona: “Sana doğru (ve hayır) olarak öğretilenden bana öğrettiğin için sana tabi olabilir miyim?” dedi. söz konusu.

67

68 . “(Üstelik) aslını anlayamadığın bir şeye nasıl sabredebilirsin?” söz konusu.

69 . (Musa:) “Umarım beni sabırlı bulursun da senin hiçbir işine karşı gelmem.” söz konusu.

70

71 . Sonra ikisi de gitti. Sonunda gemiye bindiklerinde (Hızır) gemiyi deldi. (Musa:) “Gemiyi içindekileri boğmak için mi deldin? Gerçekten de korkunç bir şey yaptın.” söz konusu.

72 . (O da:) “Benimle olmaya asla sabredemezsin demedim mi?” söz konusu.

73 . (Musa:) “Unuttuğum için bana kızma, (arkadaşlık) işimde bana zahmet verme (beni de affet). söz konusu.

74 . Yine (birlikte) gittiler. Ta ki bir çocuğa (Hızır) rastlayıp onu çabucak öldürene kadar. (Musa:) “Siz temiz (günahsız) bir canı ruhsuz öldürdünüz! Doğrusu sen (görülmemiş) çirkin bir şey yaptın.” söz konusu.

75 . (Hızır:) “Ben sana sabretmeye asla dayanamazsın demedim mi?” söz konusu.

76 . (Musa:) “Bundan sonra sana bir şey sorarsam artık benim dostum olma! Şimdi bununla benim tarafımdan son (kabul edilen) mazerete ulaştınız.” söz konusu.

77 . Yine gittiler. Sonunda bir ülkenin halkına ulaşmışlar ve onlardan yiyecek istemişler. (Yapmadılar ve) onları ağırlamaktan kaçındılar. Derken (orada) yıkılmak üzere olan bir duvar buldular. (Hızır’ın rahmetiyle)[14] hemen düzeltti (geri yükledi). (Musa: “Neden yaptın?) İsteseydin karşılığında bir bedel alırdın.” söz konusu.

78 . (Hızır:) “Bu, seninle benim (birbirimizden) ayrıldığımız zamandır. (Şimdi) sana dayanamayacağın şeylerin içini anlatacağım.” söz konusu.

79 . “Gemiye gelince: (O) denizde çalışan fakirindi. Onu kusurlu yapmak istedim. (Çünkü) onlardan sonra her (katı) gemiyi zorla alan bir hükümdar vardı.”

80 . “Çocuğun anne babası mümin insanlardı. (Bu çocuğun) onları küfre ve küfre sürükleyeceğinden (veya zorlayacağından) korktuk.”

81 . “Rablerinin onları kendisinden daha temiz ve daha merhametli biriyle mükafatlandırmasını istedik.”

82 . “Gelelim duvara: (O) şehirdeki iki yetim çocuğa aitti. Altında onlara ait bir hazine vardı. Babaları da salih (iyi ve temiz) bir insandı. Rabbin onların olgunluğa erişmelerini ve Kendi katından bir rahmet olarak hazinelerini çıkarmalarını istedi. Bunu kendi emrimle yapmadım (ve yapıyorum). Sabretmeye tahammül edemediğin şeylerin içi bu!”

83 . (Ey Resûlüm!) Sana Zilkarneyn’i soruyorlar. De ki: “Size ondan bir anı okuyacağım.”[15]

84 . Muhakkak ki Biz onu yeryüzünde (büyük) bir güç kıldık ve her ihtiyacı için ona bir sebep (yol ve vasıta) verdik.

85 . O da (batıya doğru) bir yol izledi.

86 . Sonunda güneşin batmakta olduğu yere vardığında, onu kara çamurlu bir su kuyusuna (Atlantik Okyanusu) batmakta buldu. Yanında bir kabile de buldu. (Ona:) “Ey Zülkarneyn! Ya onları (inanmazlarsa) cezalandırırsın, ya da onlar için hayra (yoluna) uyarsın.” dedik.

87 . (Zülkarneyn) dedi ki: “Kim (inkar ederek) zalim olursa, biz onu cezalandırırız. Sonra Rabbine döndürülür. Ve onu, daha önce görülmemiş (şiddetli) bir azapla azaplandıracaktır.”

88 . “Fakat kim iman eder ve salih ameller işlerse, mükafatların en güzeli onadır. Ve ona emirlerimizin en kolayını söyleyeceğiz.”

89 . Sonra (Zülkarneyn) başka bir yola girdi.

90 . Nihayet güneşin doğduğu yere vardıklarında, o (güneş) bir kavim idi ki, biz onları (sıcaktan korumak için) bir barınak yapmadık.[16]doğduğunu gördü.

91 . İşte (Zülkarneyn) böyledir (hükümdarlık sahibi olmak). And olsun ki, yanında ne varsa, onu ilmimizle kuşattık.[17]

92 . Sonra başka (başka) bir yola girdi.

93 . Sonunda iki dağın ortasına vardığında, önlerinde (etlerinde) kelimeyi (dili) güçlükle anlamayan bir topluluk buldu.

94 . Onlar (tercümanları aracılığıyla): “Ey Zülkarneyn! Muhakkak ki Yecüc ve Mecüc, (çeşitli kötülükler yaparak) burada bozgunculuk yapmaktadırlar. Bizimle onların arasına bir set yapman için sana vergi verelim mi?” dediler.

95 . (Dedi ki:) “Bu konuda Rabbimin bana verdiği imkân (ve nimet) daha hayırlıdır. Hadi, gücünle bana yardım et de seninle onların arasına sağlam bir set çekeyim!” söz konusu.

96 . “Bana demir kütleler getirin.” Son olarak, iki dağın ortası (dolu) hizaya gelince: “Üfürün”. söz konusu. Sonunda ateşe attığında: “Bana getirin, üzerine erimiş bakır dökeyim.” söz konusu.

97 . Artık (Yecüc ve Mecüc) ona ne yetişebilir ne de onu delebilirdi.

98 . (Zülkarneyn:) “Bu, Rabbimden (kullarından) bir rahmettir. Rabbimin vaadi gelince (kıyamet yaklaştığında veya Yecüc ve Mecüc zuhur ettiğinde) onu helâk edecektir. Rabbimin vaadi gerçektir.” söz konusu. [bkz. 21/96]

99 . O gün herkesi (denizin dalgaları gibi) kendi arasında dalgalanmalar (çarpışmalar) bıraktık. Sûr’a üfürüldüğü zaman da onları hep bir ortada toplarız.

100-101 . Beni zikretmekten (kalpleri) perdelenen ve (Kur’an’ı) dinlemeye tahammülü olmayan o kâfirlere/inanmayanlara, o gün Cehennemi tam anlamıyla göstereceğiz.

102 . İnkâr edenler, beni bırakıp da kullarımı dost (ve ilah) edineceklerini (ve haram emirlerini yerine getirmekle kendilerine fayda sağlayacaklarını) mı sanıyorlar? Muhakkak ki Biz cehennemi kâfirler için bir konak olarak hazırladık.

103-104 . De ki: “İşlerinden dolayı en çok zarara uğrayanları size haber vereceğiz.

105 . İşte onlar, Rablerinin âyetlerini ve O’na kavuşmayı yalanlayanlardır. Bu nedenle, çalışmaları (tüm iyi işleri) boşa çıktı. Kıyamet günü onlar için (sevapsız) bir tartı kurmayacağız.[18]

106

107-108 . Gerçekten inanıp salih ameller işleyenlere gelince, onlar için Firdevs Cennetleri vardır. Hep orada kalacaklar. Oradan başka bir yere gitmek istemiyorlar.

109 . De ki: “Rabbimin sözlerini (ilmini) yazmak için deniz(ler) mürekkep olsa, bir o kadar yardım getirseydik, Rabbimin sözleri tükenmeden o deniz(ler) tükenirdi. ” [bkz. 31/27]

110 . De ki: “Ben ancak sizin gibi bir insanım; tek farkla, senin tanrının tek bir tanrı olduğu bana vahyedildi. Kim (Allah’ın rızasına ermiş bir mümin olarak) Rabbine kavuşmayı isterse, salih amel işlesin ve Rabbine ‘ibadet ve taatte’ şirki/ortaklığı karıştırmasın.” [bkz. 1/4; 11/123; 12/106]

(Allah varken, O’ndan başkasından yardım ummak, Allah’ın emirlerine aykırı emir verenlere bağlanmak ve itaat etmek, şirki amele karıştırmak. Rabbine kavuşmaya imandan sonraki ilk adım, O’na ibadet ve emirlerine itaat etmektir. ve son adım da O’na itaat etmektir.(bk. 11/123) Allah’ın rızasını kazanmak bir sevaptır.Kişinin nefsin veya içinde yaşadığı herhangi bir ortamın esaretten kurtulmuş ve nefsinden hür olduğuna işarettir. Müminin ilk görevi, şirk koşmadan bu hürriyeti elde etmektir.) 2/45, 144]


[1]Buradaki “kebura” fiili taajcüb anlamındadır (Elmalılı, VI, 4927).

[2] Beydavi; Celaleyn.

[3]Dekyanus, MS 141-151’in ortalarında Efes’te hüküm sürdü.

[4] Nitekim yiyecek almak için çarşıya gönderilen genç Efes’e inip üzerinde Kral Dekyanus’un adının yazılı olduğu parayı verdiğinde, bu paranın bir hazine olduğundan şüphelenen dükkan sahibi, , komşularından bazılarını çağırdı ve Hükümdar’a götürdü. Onlar ve arkadaşları Hz. İsa’nın peygamber olduğuna inanan gerçek ve gerçek Hıristiyanlar olduklarını anladılar ve bu nedenle putlara saygı göstermekten ve O’na ibadet etmekten kaçınmak için mağaraya sığındılar. Sonra birlikte mağaraya gitmişler, onlarla konuşmuşlar ve 300 yıl uyuduklarını anlamışlar. Bu sırada Hristiyan kardeşlerine selam verirler ve yere uzanırlar, ruhlarını tekrar uykuya teslim ederler. Padişah onları oraya gömdü ve onlar için mescit gibi bir yer yaptırdı (Beydavî; İbn Kesir (Sabûnî), II, 413). Bu olay, öldükten sonra aynı anda -ahirette- yeniden dirilmenin açık bir örneğidir. Buradan bir mesaj daha çıkarılabilir: Bu yiğitleri, tevhid inançları, şirk ve putperestliğe karşı duruşları nedeniyle uyutan hikmet sahibi Rabbimiz’dir. Sonra onları bir mucize olarak uyandıran ve onları öldüren O’dur. Hâlbuki nice insan vardır ki dünya olayları, sistemler, nefslerinin arzuları, şeytan ve dostları, Allah yolunda ölünceye kadar uyuturlar. Ne mutlu uyanık olanlara ve uyanık olanlara!

[5] İbn Kuteybe, s. 266

[6] İbn Abbas, “İşte o ‘küçük’ içindeyim” dedi. Dedi ve yedi kişi olduklarını söyledi (Beydavî).

[7] Kureyşli müşriklerden bir grup, Peygamberliğini öğrenmek için Allah Resulü’ne ruh, sahabe ve Zilkarneyn’i sordular. Ve ruha gelince, “Yarın cevap vereceğim.” “Umarım” demedi. Burada 15 günlük vahiy, Peygamberimiz (sav) hakkında bir yanılgıdan dolayı kesintiye uğramıştır. dediler. Sonra bu âyetlerle ve bu devrenin ortası 9-25, 83-98 âyetleri ile Duhâ devri indi (Elmalılı, IV, 3198, 3217-3218).

[8] Buna göre bu süre güneş takvimine göre 300, ay takvimine göre 309 yıldır. Bunca zaman, uyum bilgeliğe aykırıdır. Ancak Allah’ın gücüne inananlar için bu durum hiç de tersi değildir (Çantay, II, 358).

[9] Yüce Allah bu ayette insanları iman ve küfür konusunda serbest bıraktığını bildirmiştir. [bkz. 2/256; 76/3]

[10]İbadetler ve salih ameller samimiyetle yapılır.

[11]Ayette geçen “feseka” kelimesi, “bir şeyin içinden çıkmak, asi olmak” anlamlarına gelmektedir.

[12] Tanrı asla zulüm istemez. Ancak arzular otoriteye/iktidara ve zulme dönüştüğünde hem zulüm hem de ilahlık yapılır ve bunun tarihte örnekleri vardır. [bk. 6/45-47]

[13] “Balığın diriltileceği” yer Hz. Hızır (as) ile buluşma yeri olarak Musa’ya bildirildi.

[14]İbn Abbas ve İbn Cübeyr’den rivayet edilmiştir (Elmalılı, V, 3268).

[15] Zülkarneyn hakkında bazı görüşler vardır. Bazıları onun Makedonya hükümdarı Büyük İskender olduğunu söylüyor. O diğerleri gibi değil. Çünkü o bir pagan. Kuran’da sözü geçen Zülkarneyn’in Allah’a ve ahirete inanan salih bir mümin olduğu konusunda ittifak vardır. Güneşin iki ucuna ulaşıp doğuya ve batıya hakim olduğu için Zülkarneyn denilmiştir (Elmalılı, V, 3274-3279; Seyyid Kutub, IX, 461-462; Mehmed Vehbi, VIII, 3165). [bk. 18/86, 90]

[16] Bunların güneşten korunacak yeri ve elbisesi olmayan siyahlar olduğu söylenmektedir (Sâbûnî (Safve), II, 434; Celâleyn). Tunus ve Merakeş’e vardığında İfrikiyye adında bir şehir kurduğu için bu kıtaya Afrika kıtası denilse de asıl görünen Uzak Doğu’dur (Elmalılı, V, 3284; Seyyid Kutub, IX, 462).

[17]Bunların çokluğu o kadar çoktu ki, ancak Latif ve Habi olan Allah’ın ilmi onları kuşatabilirdi (Beydavî).

[18]Veya: Biz onlara (hayırlı amellerine karşılık) bir bedel vermeyeceğiz (Nesefi (Madarik), III, 27; Celâleyn).

Kehf döneminin Arapça kıraati

1. Elhamdü li(A)llâhi-lleżî enzele ‘ala ‘abdihi-lkitâbe velem yec’al lehu ‘ivecâ(n)

2. Kayyimen liyunżira be/sen şedîden min ledunhu veyubeşşira-lmu/minîne-lleżîne ya’melûne-ssâlihâti enne lehum ecran hasenâ(n)

3. Mâkiśîne fîhi ebedâ(n)

4. Veyunzira-lleżîne kâlû-tteḣaża(A)llâhu veledâ(n)

5. Yekûlûne illâ keżibâ(n) kelimesindeki taḣrucu min efvahihim(c) kelimesinden Mâ lehum bihi min ilmin velâ li-âbâ-ihim(c) keburat

6. Fele’alleke bâḣi’un nefseke ‘ala âśarihim in lem yu/minû bihâżâ-lhadîśi esefâ(n)

7. İnnâ ce’alnâ mâ ‘ala-l-ardi zîneten lehâ linebluvehum eyyuhum ahsenu ‘amalâ(n)

8. Ve-innâ lecâ’ilûne mâ aleyhâ sa’îden curuzâ(n)

9. Em hasibte enne ashâbe-lkehfi ve-rrakîmi kanû min âyatina ‘acebâ(n)

10. İż evâ-lfityetu ila-lkehfi fekâlû rabbenâ atinâ min ledunke rahmen veheyyi/ lana min amrnâ rasheda(n)

11. Fedarabnâ ‘ala âżânihim fî-lkehfi sinîne’adedâ(n)

12. Śumme be’aśnâhum lina’leme eyyu-lhizbeyni ahsâ limâ lebiśû emedâ(n)

13. Nahnu nakussu ‘aleyke nebeehum bilhakk(i)(c) innehum fityetün âmenû birabbihim vezidnâhum huda(n)

14. Verabatnâ ‘ala kulûbihim iż kâmû fekâlû rabbunâ rabbu-ssemâvâti vel-ardi len ned’uve min dûnihi ilahâ(en)(s) lekad kulnâ iżen şetatâ(n)

15. Hâula-i kavmunâ-tteḣażû min dûnihi âlihe(ten)(s) levlâ ye/tûne ‘aleyhim bisultânin beyyin(in)(s) femen azlemu mimmeni-fterâ ‘ala(A)allahi keżibâ(n)

16. Ve-iżi-‘tezeltumûhum vemâ ya’budûne illa(A)llâhe fe/vû ila-lkehfi yeshur leküm rabbukum min rahtihi veyuheyyi/ leküm min emirkum mirfekâ(n)

17. Veterâ-şşemse iżâ tale’at tezâveru ‘an kehfihim żâte-lyemîni ve-iżâ ġarabet takriduhum żâte-şşimâli vehum fî fecvetin minh(u)(c) żâlike min âyâti(A)allah(yeh)(k) A) Allahu fehuve-lmuhted(i)(ler) vemen yudlil felen tecide lehu veliyyen murşida(n)

18. Vetahsebuhum eykâzan vehum rukûd(un) ve nukallibuhum żâte-lyemîni veżâte-şşimâl(i)(s) vekelbuhum basitun żirâ’ayhi bilvasîd(i)(c) levi-ttala’te ‘aleyhim levelleyte minlehumruli/ firaleyhim levelleyte minlehumruli/’ bâ(n)

19. Vekeżâlike be’aśnâhum liyetesâelu beynehum(c) kale kâ-ilun minhum kem lebiśtum(s) kalû lebiśnâ yevmen mesken ba’da yevm(in)(c) kâlû rabbukum a’lemu ilamu bimâ lebiżûverhietum febha’a lmedîneti felyenzur eyyuhâ ezkâ ta’amen felye/tikum birizkin minhu velyetelattaf velâ yuş’iranne bikum ehadâ(n)

20. İnnehum in yazherû ‘aleykum yercumûkum ev yu’îdûkum fi milletihim velen tuflihû iżen ebedâ(n)

21. Vekeżâlike a’śernâ ‘aleyhim liya’lemû enne va’da(A)llâhi hakkun ve enne-ssâ’ate la raybe fîhâ iż yetenâze’ûne beynehum emrahum(lar) fekâlû-bnû ‘aleyhim bunyanâ(en)(ler) rabbuhum a’lemu bihim(c) kale-lleżîne ġalebû ‘ala emirhim lenetteḣiżenne ‘aleyhim mesjidâ(n)

22. Seyekûlûne śelâśetun râbi’uhum kelbuhum veyekûlûne ḣamsetun sâdisuhum kelbuhum racmen bilġayb(i)(s) veyekûlûne seb’atun ve śâminuhum kelbuhum(c) kul rabbi ahî’kîlemu tumari fihim illa miraen zâhiran velâhum ehadâ fîhim illa miraen zâhiran velâhum ehadâ fîhim

23. Velâ tekûlenne lisey-in innî fâ’ilun żâlike ġada(n)

24. İllâ en yeşâa(A)llâh(u)(c) veżkur rabbeke iżâ nesîte vekul ‘asâ en yehdi rabbi li-akrabe min hâżâ rashedâ(n)

25. Velebiśû fî kehfihim śelaśe mi-et sinîne vezdâdû tis’â(n)

26. Kuli(A) Allahu a’lemu bimâ lebiśû(s) lehu ġaybu-ssemâvâti vel-ard(i)(s) ebsir bihi ve esmi'(c) mâ lehum min dûnihi min veliyyin velâ yuşriku fîâ hukmihi ehad

27. Vetlu mâ ûhiye ileyke min kitâbi rabbik(e)(s) la mübeddile likelimâtihi velen tecide min dûnihi mültehadâ(n)

28. Vasbir nefseke me’a-lleżîne yed’ûne rabbehum bilġadâti wal’aşiyyi yurîdûne vecheh(u)(s) velâ ta’du ‘aynâke ‘anhum turîdu zînete-lhayâti-ddunyâ'(s) vela tuti żikrinâ vettebe’a hevâhu vekane emruhu furutâ(n)

29. Vekuli-lhakku min rabbikum(s) femen şâe felyu/min vemen şâe felyekfur(c) innâ a’tednâ lizzâlimîne nâran ehâta bihim surâdikuhâ(c) ve-in yesteġîśû yuġâe vujvîchî(c) bimâ-yecvîchî ) bi/se- şerabu vesâet murtefekâ(n)

30. İnne-lleżîne âmenû ve’amilû-ssâlihâti innâ lâ nudî’u ecra men ahsene ‘amalâ(n)

31. Ulâ-ike lehum cennâtu ‘adnin tecrî min tahtihimu-l-enhâru yuhallevne fîhâ min esâvira min żehebin veyelbesûne śiyaben ḣudran min sunsin ve-istebrakin mutteki-îne fîhâ ‘ala-l-erâc- me-śśevâbu vehasunet murtefeka(n)

32. Vadrib lehum sıkıntı raculeyni ce’alnâ li-ehadihimâ Cenneteyni min a’nâbin ve hafefnâhumâ binaḣlin vece’alnâ beynehumâ zer’â(n)

33. Kiltâ-lcenneteyni âtet ukulehâ velem tazlim minhu Şey-â(en)(c) vefeccernâ ḣilâlehumâ neherâ(n)

34. Vekane lehu śemerun fekâle lisâhibihi vehuve yuhâviruhu enâ ekśeru minke malen ve e’azzu neferâ(n)

35. Vedeḣale Cennetehu vehuve zâlimun linefsihi kale mâ ezunnu en tebîde hâżihi ebedâ(n)

36. Vemâ ezunnu-ssâ’ate kâ-imeten vele-in rudidtu ila rabbi leecidenne ḣayran minhâ munkalebâ(n)

37. Kale lehu sahibuhu vehuve yuhâviruhu ekeferte billeżî ḣalekake min turâbin śümme min nutfetin śümme sevvâke racula(n)

38. Ancak huva(A) Allahu rabbi velâ uşriku birabbî ehadâ(n)

39. Velevlâ iż deḣalte Cenneteke kulte mâ şâa(A) Allahu la kuvvet illa bi(A) Allah(i)(c) in terani enâ ekalle minke mâlen ve veledâ(n)

40. Fe’asâ rabbi en yu/tiyeni hayran min Cennetike veyrsile ‘aleyhâ husbânen mine-ssemâ-i fetüsbiha sa’îden zelekâ(n)

41. Ev yusbiha mâuhâ Şavran felen testatî’a lehu talebâ(n)

42. Veuhîta biśemerihi feasbeha yukallibu keffeyhi’ala mâ enfeka fîhâ vehiye ḣâviyetun’ala ‘urûşihâ veyekûlu yâ leytenî lem uşrik birabbî ehadâ(n)

43. Velem tekun lehu fi-etun yensurûnehu min dûni(A)Allah vema kane muntasirâ(n)

44. Hunâlike-lvelayetu li(A)llâhi-lhakk(i)(c) huve ḣayrun śevaben ve ḣayrun ‘ukbâ(n)

45. Vadrib lehum meśele-lhayâti-ddunyâ kemâ-in enzelnâhu mine-ssemâ-i faḣteleta bihi nebâtu-l-ardi feasbeha heşîmen teżrûhu-rriyâh(u)(c) vekana(A) Allahu ‘a kulâli şey )

46. ​​​Elmalu velbenûne zînetu-lhayâti-ddunyâ(s) rabbike śevaben veḣayrun emelâ(n) in his velbâkiyâtu-ssâlihâtu ḣayrun

47. Veyevme nuseyyiru-lcibâle veterâ-l-arda besbelli vehaşernâhum felem nuğadir minhum ehadâ(n)

48. Ve’uridû ‘ala rabbike saffen lekad ci/tumûnâ kemâ ḣalaknâkum priore merra(tin)(c) bel ze’amtum ellen nec’ale leküm mev’idâ(n)

49. Vevudi’a-lkitâbu feterâ-lmucrimîne muşfikîne mimmâ fîhi veyekûlûne yâ veyletenâ mâ li hâżâ-lkitâbi la yuġâdiru saġîraten velâ kebîraten illâ ahsâhâ(châmâmâlâ) veyâdûlâ mâzâ

50. Ve-iż kulnâ lilmelâ-iketi-scudû li-âdeme fesecedû illâ iblîse kane mine-lcinni fefeseka ‘an order rabbih(i)(k) efetetteḣiżunehu veżurriyyetehuvevyâe min dûnî vehum leküm/ lizzâlimîne costâ(n)

51. Mâ eshedtuhum ḣalka-ssemâvâti vel-ardi velâ ḣalka enfusihim vemâ kuntu mutteḣiże-lmudillîne ‘adudâ(n)

52. Veyevme yekûlu nâdû şûrakâ-iye-lleżîne ze’amtum fede’avhum felem yestecîbû lehum vece’alnâ beynehum mevbika(n)

53. Veraâ-lmucrimûne-nnâra fezannû ennehum muvâki’ûhâ velem yecidû ‘anhâ masrifâ(n)

54. Velekad sarrafnâ fî hâżâ-lkur-âni linnâsi min kulli meśel(in)(c) vekane-l-insânu ekśera şey-in cedelâ(n)

55. Vemâ mene’a-nnâse en yu/minû iż câehumu-lhudâ veyestaġfirû rabbehum illâ en te/tiyehum sunnetu-l-evvelîne residence ye/tiyehumu-l’ażâbu kubulâ(n)

56. Vemâ nursilu-lmurselîne illâ mubeşşirîne vemunżirîn(e)(c) veyucâdilu-lleżîne keferû bilbatili liyudhidû bihi-lhakk(a)(s) vetteḣażû âyâtî vemâ unżirû huzuvâ(n)

57. Vemen azlemu mimmen żukkira bi-âyâti rabbihi fea’rada’anhâ venesiye mâ kaddemet yedâh(u)(c) innâ ce’alnâ ‘ala kulûbihim ekinneten en yefkahûhu vefî âżânihim vakrâ(an) ila-lhudâ felen yehtedû iżen ebedâ(n) )

58. Verabbuke-lġafûru żû-rrahme(ti)(s) lev yu-âḣiżuhum bimâ kesebû le’accele lehumu-l’ażâb(e)(c) bel lehum mev’idun len yecidû min dûnihi mev-ilâ(n)

59. Vetilke-lkurâ ehleknâhum lemmâ zalemû vece’alnâ limehlikihim mev’idâ(n)

60. Ve-iż kale mûsâ lifetahu la ebrahu even ebluġa mecme’a-lbahrayni residence emdiye hukubâ(n)

61. Felemmâ beleġâ mecme’a beyhimâ nesiyâ hutehumâ fetteḣaże sabilehu fî-lbahri serabâ(n)

62. Felemmâ câvezâ kâle lifetahu âtinâ ġadaenâ lekad lakînâ min sahainâ hâżâ nasabâ(n)

63. Kale eraeyte iż eveynâ ila-ssaḣrati fe-innî nesîtu-lhûte vemâ ensânîhu illâ-şşirtanu en eżkurah(u)(c) vetteḣaże sebîlehu fî-lbahri ‘acebâ(n)

64. Kale żâlike mâ kunnâ nebġ(i)(c) ferteddâ ‘ala âśarihimâ Kasasâ(n)

65. Fevecedâ ‘abden min ‘ibâdina âteynahu rahmet min ‘indina ve’ allemnahu min ledunna ‘ilmâ(n)

66. Kale lehu mûsâ hel ettebi’uke ‘ala en tu’allimeni mimmâ ‘ullimterushda(n)

67. Kale inneke len testati’a me’iye sabrâ(n)

68. Vekeyfe tasbiru ‘ala ma lem tuhit bihi ḣubrâ(n)

69. Kale seteciduni in şâa(A) Allahu saberan velâ a’si leke emrâ(n)

70. Kale fe-ini-tteba’tenî felâ tes-elnî ‘an şey-in even uhdiśe lek minhu żikrâ(n)

71. Fentalekâ even iżâ rakibâ fî-ssefîneti ḣarakahâ(s) castle eḣaraktehâ lituġrika ehlehâ lekad ci/te Şey-en imrâ(n)

72. Kale elem ekul inneke len testatî’a me’iye sabrâ(n)

73. Kâle lâ tu-âḣiżnî bimâ nesîtu velâ turhiknî min order ‘usrâ(n)

74. Fentalekâ hatta iżâ lakiyâ şulâmen fekatelehu kale ekatelte nefsiyyeten biġayri nefsin lekad ci/te Şey-en nukrâ(n)

75. Kale elem ekul leke inneke len testatî’a me’iye sabrâ(n)

76. Kale in selluke ‘an şeyh-in ba’dehâ felâ tusâhibnî(s) kad belaġte min ledunnî ‘użrâ(n)

77. Fentalekâ even iżâ eteyâ ehle karyetin(i)-stat’amâ ehlehâ febev en yudayyifûhumâ fevecedâ fîhâ cidâran yuridu en yenkaddafekameh(u)(s) kale lev şi/te letteḣażte âleyhin

78. Kâle hâżâ firâku beynî vebeynik(e)(c) seunebbi-uke bite/vîli mâ lem testati’ ‘aleyhi sabrâ(n)

79. Emmâ-ssefînetu fekanet limesâkîne ya’melûne fî-lbahri feradtu en e’îbehâ vekane veraehum melikun ye/ḣużu kulle sefînetin ġasbâ(n)

80. Veemma-lġulamu fekane ebevahu mu/mineyni feḣaşînâ en yurhikahumâ tuġyânen vekufrâ(n)

81. Feeradnâ en yubdilehumâ rabbuhumâ ḣayran minhu istihbarat veakrabe Ruhmâ(n)

82Veemmâ-lcidâru fekâne liġulâmeyni yetîmeyni fî-lmedîneti vekane tahtehu kenzun lehumâ vekane ebûhumâ sâlihan feerâde rabbuke en yebluġâ Eşuddehumâ veyestalemâlâvîâ kenzehumâlâvîmâlâmâlâvîmâlâvâvâmâvîmâvîmâ’ testa yestahumâ€avîm’ testa yestahumâ€avîm’ testa yestahumâ€avîm’ testa yestahumâ€avîm’ testa yestahumâ€avîm’ testa yestahumâ€avîm’

83. Veyes-elûneke’an zi-lkarneyn(i)(s) kul Seetlû ‘aleyküm minhu zikrâ(n)

84. İnna mekkenna lehu fî-l-ardi veâtaynahu min külli şey-in sebebâ(n)

85. Feetbe’a sebep(n)

86. Hatta iżâ beleġa maġribe-şşemsi vecedehâ taġrubu fî ‘aynin hami-et vevecede ‘indehâ kavmâ(en)(k) kulnâ yâżâ-lkarneyni immâ en tu’ażzibe ve-immâ en tetteḣiże fî

87. Kale emmâ men zaleme fesevfe nu’ażżibuhu śümme yuraddu to rabbihi feyu’ażżibuhu ‘ażâben nukrâ(n)

88. Veemma menâmene ve’amile sâlihan felehu cezâen(i)-lhusnâ(s) vesenekûlu lehu min emrenâ yusrâ(n)

89. Śumme etbe’a sebebâ(n)

90. Hatta iżâ beleġa matli’a-şşemsi vecedehâ tatlu’u ‘ala kavmin lem nec’al lehum min dûnihâ sitrâ(n)

91. Keżâlike vekad ehatnâ bimâ ledeyhi ḣubrâ(n)

92. Śumme etbe’a sebebâ(n)

93. Hatta iżâ beleġa beyne-sseddeyni vecede min dûnihimâ kavmen la yekâdûne yefkahûne kavlâ(n)

94. Kalû yâżâ-lkarneyni inne ye/cûce veme/gûce mufsidûne fî-l-ardi fehel nec’alu leke ḣarcen ‘ala en tec’ale beynena vebeynehum seddâ(n)

95. Kale mâ mekkennî fîhi rabbî ḣayrunfe’înûnî bikuvvetin ec’al beynekum vebeynehum radmâ(n)

96. Âtûnî zubera-lhadîd(i)(ler) hatta iżâ sâvâ beyne-ssadefeyni kâle-nfuḣû(s) hatta iżâ ce’alehu nâran kale âtûnî ufriġ ‘aleyhi kitra(n)

97. Femâ-stâ’û en yazherûhu vemâ-stetâ’û lehu nakbâ(n)

98. Kale hâżâ rahmatun min rabbi(s) fe-iżâ cae va’du rabbi ce’alehu dekkâ/(e)(s) vekane va’du rabbi hakkâ(n)

99. Veteraknâ ba’dahum yevme-iżin Yemûcu fî ba’d(in)(s) venufiḣa fî-ssûri fecema’nâhum cem’â(n)

100. Ve’aradnâ helle yevme-iżin lilkâfirîne ‘ardâ(n)

101. Elleżîne kânet a’yunuhum fî ġitâ-in’an żikrî vekanû la yesatî’ûne sem’â(n)

102. Efehasibe-lleżîne keferû en yetteḣiżû ‘ibâdî min dûnî evliyâ/(e)(c) innâ a’tednâ helle lilkâfirîne nuzlâ(n)

103. Kul hel nunebbi-ukum bil-aḣserîne a’mâlâ(n)

104. Elleżîne dalle sa’yuhum fî-lhayâti-ddunyâ vehum yahsebûne ennehum yuhsinûne sun’â(n)

105. Ulâ-ike-lleżîne keferû bi-âyâti rabbihim velikâ-ihi fehabitat a’maluhum felâ nukîmu lehum yevme-lkiyâmeti veznâ(n)

106. Żâlike cezâuhum hellu bimâ keferû vetteḣażû âyâtî verusulî huzuvâ(n)

107. İnne-lleżîne âmenû ve’amilû-ssâlihâti kânet lehum cennâtu-lfirdevsi nuzlâ(n)

108. Ḣâlidîne fîhâ la yebşûne ‘anhâ hivelâ(n)

109. Kul lev kâne-lbahru midâden likelimâti rabbî lenefide-lbahru kable en tenfede kelimâtu rabbi velev ci/nâ bimiślihi medeâ(n)

110. Kul innemâ enâ Beşerun miślukum yûhâ ileyye ennemâ ilahukum ilahun vahid(un)(s) femen kane yercu likae rabbihi felya’mel ‘amalen sâlihan velâ yuşrik bi’ibâdeti rabbihi ehadâ(n)

 

Kitap

Ben çalışan bir insanım diyen Ceyhun Atıf Kansu hakkında

reklam filmi

Genç Aslı’nın yatırım stratejisi geri dönüş garantili!

Dahili Haberler

Tunceli’de zincir marketlere fahiş fiyat kontrolü

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

istanbul evden eve nakliyat
Başa dön tuşu